• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Kurtar Beni Doktor!..

Dr.Şekip Altunkan, anılar, öyküler...

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Kurtar Beni Doktor

                                       Kurtar beni doktor...


      Sabah güneşi pencereden vurduğu zaman, içinde oynaşan toz zerreciklerini izlemek ayrı bir keyiftir. Sanki       dans ederler ve yaşama çağırırlar insanı. Böyle bir bahar sabahı toz zerreciklerine bakarken, ilk kez kıdemli       doktor olmanın ve sorumluluk almanın heyecanını yaşıyordum. Yataktan kalktım, pencereye doğru yürüdüm,       kanadı açarak temiz havayı tüm kuvvetimle içime çektim. Pencereden gördüğüm manzara içimi daha da       aydınlatmıştı. Hava baharın tüm özelliklerini yansıtıyordu, ağaçlar çiçek açmış, kuşlar cıvıl cıvıldı.

      Neşeli bir şekilde hazırlandıktan sonra kahvaltımı yaptım, dışarı çıktım. Durakta otobüs beklerken insanların       yüzlerini inceledim. Bu bahar sabahının güzelliği sanki tüm insanların yüzüne yansımıştı. Ne olursa olsun,       kıdemli doktor olduğumun ilk gününde hiçbir şey benim neşemi kaçırmayacaktı.

      Otobüse bindim, Sıhhiye’de indim. Abdi İpekçi Park’ından geçerken ağaçlara sinmiş baharın kokusunu daha       fazla hissetmek için adımlarımı yavaşlattım. Görevimin başlamasına daha zaman vardı, baharın keyfini       çıkarmak istedim. Park’ta dolaşan simitçiden taze bir simit aldım, sindire sindire yiyerek Hacettepe’nin büyük       kapısından içeri girdim. Personel ile selamlaşarak neşeli bir şekilde asansöre bindim, sorumlusu olduğum       servise ulaştım.

      Doktor odasında üstümü değiştirdim. Koca servis, sabahın erken saati olduğu için boştu. Servis bankosunda       gecenin nöbetçi doktoru ile konuşmaya başladım. Gece önemli bir sorun olmamış, nöbet rahat geçmişti.       Çaydanlıktan bir bardak çay doldurarak, nöbetçi doktoru dinlemeye başladım. İçim içime sığmıyordu,       mesleğimde önemli bir aşama gerçekleştirecektim.

      Çaydan sonra asistan doktorları toplayarak sabah vizitine başladım. Servis sakindi, önemli bir sorun mevcut       değildi. İlk günümün heyecanı ile asistanlara görevlerini söyledim. Daha sonra doktor odasına geçerek aylık       seminerimizin hazırlıklarına başladım. Masanın üzerindeki telefonun çalan sesi ile konudan ayrıldım.       Telefondaki ses, baş asistanındı. “Servisine bir hasta yatıracağım, kendisi doktor, hastalığı biraz ağırca, hemen       ilgilenirsen memnun olurum” dedi.

      Dışarı çıkarak ilgili asistanı çağırdım, gereken talimatları verdim. Başhemşireye hastanın yerini hazırlamasını       söyledim.

      Bir saat sonra hasta sedye ile getirildi. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, 50 yaşlarında bir erkek hastaydı.  yaklaşık beş yıl önce kronik lösemi tanısı konulmuş, çeşitli tedaviler uygulanmıştı. Önceleri iyi giderken iki ay önce hastalık en ağır şekline dönüşmüştü.

Takip eden doktoru olan onkoloji hocası beni telefonla arayarak artık yapılacak bir şey olmadığını, hastanın çok fazla ömrü kalmadığını söyledi. Hastanın yatmayı çok arzu ettiğini, hastanede iyileşebileceğini düşündüğü için onu kırmamak amacıyla yatırıldığını belirtti.

Zayıf, avurtları, gözleri içeri çökmüş ve hasta görünümünde olmasına karşın, uzun boylu, mavi gözlü, yakışıklı bir adamdı. Kibar ve nazikti. Yanında eşi vardı, üzüntüsünü belli etmeden vakur bir şekilde duruyordu.

Hastayı yatağına aldık. Muayenesini yapacağımı söyledim. Hastanın ateşi yüksekti. Karın muayenesinde dalağın çok büyüdüğünü ve hemen hemen tüm karnını kapladığını belirledim. Kan tablosu çok bozuktu. Artık yapacak hiçbir şey kalmamıştı. Sadece destekleyici ve avutucu bir tedavi verecektik.

Yüzüme kendinden emin, kararlı bir ifade vererek hastaya merak etmemesini, modern tedavinin gerektirdiği her şeyi yapacağımızı söyledim. Konuştuğum kişi bir uzman hekimdi, hastalığının tüm evrelerini ve nasıl sonuçlanacağını biliyordu. Bunları söylerken dikkatlice beni inceliyordu, uzanıp yavaşça elimi tuttu. Kuru sıcak bir eli, ince uzun parmakları vardı. Elimi sıkarak, direk gözlerimin içine baktı. Yarı umut, yarı keder dolu bir ses tonu ile “Kurtar beni, doktor!”dedi.

Çok şaşırmıştım. Sonuçta üç yıllık bir hekimdim. Bir meslektaşım, büyüğüm, şimdiye kadar yüzlerce hasta tedavi etmiş bir hekim benden yardım istiyordu. Etkilenmiş ve duygulanmıştım. O sıra gözlerim eşine takıldı, yüzündeki vakur ifade kaybolmuş, duyduğu derin hüzün yüzüne, gözlerine yansımıştı. Bana baktı, kirpiklerinin arasında iki damla gözyaşı belirdi. Yavaşça odanın dışına çıktı.

Hastaya dönerek merak etmemesini, çok daha iyi olacağını söyledim. Sözlerime ne ben, ne de hasta inanıyordu. Duymak istediği sözleri söylüyordum sadece. Bir süre sonra başını yan tarafa çevirdi, gözlerini kapadı, derin bir sessizliğe daldı.

Odadan allak bullak olmuş bir şekilde çıktım. Sanki mesleğimin oluşturduğu tüm yük ve çaresizlik o gün omuzlarıma binmişti. Dışarıda eşini gördüm, bir mendille gözyaşlarını siliyordu. Elini tuttum, birkaç teselli edecek söz söyledim. Bana dönerek, “Çok güzel bir hayatımız vardı, çok iyi bir hekimdi” dedi. Gözlerinde, geçmişte yaşadığı güzel günlerin anısıyla karışık derin bir hüzün okunuyordu.

Yavaşça oradan uzaklaştım, doktor odasında bir süre oturdum, düşündüm, mesleğimin zor olan bölümlerinden birisi ile karşılaşmıştım.

Öğleden sonra oldu, hastaya gereken destekleyici tedaviye başladık. Bu aşamadan sonra yapacağımız her şey, ona acı verecekti. Ama başka çaremiz yoktu, hastayı bu şekilde bırakamazdık.

Akşama doğru asistan doktor hastanın beni çağırdığını söyledi. Yanına gittim. Bu sefer her şeyi kabullenmiş bir yüz ifadesi vardı. Yine elimi tuttu, gözlerine kederin yanında kararlı bir ifade yerleşmişti. “Bırak beni doktor, taburcu et, evimde ölmek istiyorum” dedi.

Haklıydı, son günlerinde evinde sevdikleri ile birlikte olması, bizim yapacağımız tedaviden daha önemliydi. Takip eden onkoloji hocasını aradım, o da onaylayarak taburcu etmemi istedi.

Gereken işlemlere başladık. Son bir defa yanına giderek ateş düşürücü ve ağrı kesici reçete yazmak istedim, baktım sevecen bir yüz ifadesi takınmıştı. Bize ve servisimize teşekkür etti. O sıra bakışları pencereden dışarı kaydı, çiçek açmış dallara baktı,  bana dönerek gülümsedi. Bu gülümseme esnasında gözlerinden belli belirsiz bir bulutlanma geçtiğini hissettim. Gülümsemesine karşılık vermeye çalıştım, ama çaresizlikten içim içimi yiyordu. Sedyeye aldık, postaya yardımcı oldum, arkasından iterek servis dışına kadar refakat ettim. Onlar giderken arkalarından boş gözlerle bir süre baktım. Sabahki neşe dolu halim kaybolmuştu. Artık baharın kokusunu hissetmiyor, kuş cıvıltılarını duyamıyordum. Güzel başlayan bir bahar gününün bu şekilde sonlanmasından büyük üzüntü duymuştum.

Dört gün sonra sabah evde gazete okurken hastamızın ölüm ilanına rastladım. Birden o sevecen yüzü, “Kurtar beni, doktor!” derken elimi sıkışı gözümün önüne geldi. Sanki içimin derin bir mengene ile sıkıştırıldığını hissetmiştim. Pencereden süzülen güneşin huzmesine baktım, o toz zerreciklerini yine gördüm, bu sefer hareket etmiyorlarmış gibi geldi bana. Kafamı salladım, içimden, “Hayır, kendine gel, yolun daha başındasın” dedim.

Hayat her şeye rağmen devam ediyordu.

  
4366 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret37512
Hava Durumu
Saat